Tower Hill İdamları 1381-1747 Tarihin Dönüm Noktaları ve Unutulmaz İsimler
Londra Kulesi’nin gölgesindeki Tower Hill, yüzyıllar boyunca İngiliz devletinin en sert mesajlarını verdiği yerlerden biri oldu. Burada kurulan darağaçları ve idam sehpaları yalnızca mahkûmları değil, dönemin siyasetini, din kavgalarını, taht mücadelelerini ve halkın adalet anlayışını da sahneye çıkardı.
1381’den 1747’ye uzanan Tower Hill idamları, sıradan suçlardan çok daha fazlasını anlatır. Bu listeye bakıldığında köylü ayaklanmaları, Tudor mutlakiyeti, Reform hareketi, iç savaş, Popish Plot paniği, Stuart restorasyonu ve Jacobite isyanları aynı çizgi üzerinde görünür. Her isim, Britanya tarihinin başka bir kırılma anına açılan kapıdır.

Tower Hill neden bu kadar simgesel bir idam alanı oldu?
Tower Hill, Londra Kulesi’nin hemen dışında yer alıyordu. Bu konum tesadüf değildi. Kule, kralların hazinesi, hapishanesi, silah deposu ve korku sembolüydü. Mahkûm içeride tutulur, sonra kısa bir yürüyüşle dışarı çıkarılır ve halkın önünde son anlarını yaşardı.
Bu düzen, devletin vermek istediği mesajı güçlendiriyordu:
Krala ihanetin bedeli halka açık biçimde gösterilirdi.
Soylulara çoğu zaman asılma yerine baş kesme cezası uygulanırdı.
Kalabalıklar, hem seyirci hem de siyasi tanık hâline gelirdi.
İdamlar, söylentiler, broşürler ve günlüklerle ülkeye yayılırdı.
Tower Hill genellikle yüksek rütbeli mahkûmlarla anılır. Yine de her ünlü mahkûm burada ölmedi. Örneğin Anne Boleyn ve Lady Jane Grey, Londra Kulesi içindeki Tower Green’de idam edildi. Tower Hill ise daha geniş kalabalıklara açık bir sahneydi.
Bu yüzden Tower Hill Execution List yalnızca isimlerden oluşan kuru bir kayıt değildir. Gücün nasıl kullanıldığını, korkunun nasıl üretildiğini ve halkın siyasi krizlere nasıl tanıklık ettiğini gösteren uzun bir tarih şerididir.
1381 ile başlayan hikâye halk öfkesiyle açıldı
Tower Hill’in bu uzun hikâyesi, 1381 Köylü Ayaklanması sırasında dramatik biçimde başladı. İngiltere, Kara Ölüm’ün ardından iş gücü sıkıntısı, ağır vergiler ve toplumsal gerilimle sarsılıyordu. Genç Kral II. Richard döneminde konulan kelle vergisi, yoksul halkın öfkesini alevlendirdi.
Ayaklanmacılar Londra’ya girdiğinde, hedeflerinden biri devletin en nefret edilen isimleriydi. Simon Sudbury, Canterbury Başpiskoposu ve Lord Chancellor olarak hem kiliseyi hem devleti temsil ediyordu. Robert Hales ise kraliyet hazinesinin önemli bir yetkilisi ve Hospitalier Tarikatı’nın başındaydı. 14 Haziran 1381’de isyancılar onları Londra Kulesi’nden çıkardı ve Tower Hill’de öldürdü.
Bu olay, klasik anlamda kraliyet mahkemesince verilen bir idam değildi. Daha çok halk öfkesinin devletin kalbine yönelmiş şiddetiydi. Yine de Tower Hill’in sonraki anlamını belirledi: Burada ölenler yalnızca birey değildi, temsil ettikleri düzen de yargılanıyordu.
Ayaklanma kısa sürede bastırıldı. Wat Tyler öldürüldü, kral otoritesini yeniden kurdu. Fakat 1381, İngiliz tarihinde kalıcı bir iz bıraktı. Serfliğin çözülme süreci hızlandı, yöneticiler vergi ve emek düzeninin ne kadar kırılgan olduğunu gördü.

Tudor döneminde sehpa din ve taht kavgasının aracı oldu
Tudorlar döneminde Tower Hill, İngiltere’nin din değiştiren ve taht kavgalarıyla sarsılan bedenini gösteren bir sahneye dönüştü. VIII. Henry’nin Roma’dan kopuşu, yalnızca teolojik bir tartışma değildi. Kilise mallarının el değiştirmesi, sadakat yeminleri ve veraset meseleleri insanların ölüm kalım meselesi hâline geldi.
John Fisher ve Thomas More vicdanın bedelini ödedi
1535 yılı, Tower Hill’in en ünlü infazlarından ikisine sahne oldu. John Fisher, Rochester Piskoposu olarak VIII. Henry’nin kilise üzerindeki üstünlüğünü tanımayı reddetti. 22 Haziran 1535’te idam edildi.
Kısa süre sonra, 6 Temmuz 1535’te Sir Thomas More aynı yere çıkarıldı. More, eski Lord Chancellor, hukukçu ve düşünürdü. Kralın evlilik ve kilise politikalarına açıkça isyan etmedi, fakat istenen yemini de kabul etmedi.
Onunla ilgili en bilinen anekdotlardan biri, idam sehpasına çıkarken görevliye söylediği rivayet edilen espridir. Merdivenden çıkmasına yardım edilmesini ister, inerken kendi başının çaresine bakabileceğini söyler. Bu söz, More’un ölüm anında bile soğukkanlılığını koruduğu fikrini besledi.
More ve Fisher’ın ölümü, Katolik Avrupa’da büyük yankı uyandırdı. İngiltere’de ise kralın otoritesinin sınır tanımadığını gösterdi.
Thomas Cromwell gücün ne kadar hızlı kaybolduğunu gösterdi
28 Temmuz 1540’ta Thomas Cromwell Tower Hill’de idam edildi. Bir zamanlar VIII. Henry’nin en güçlü adamlarından biriydi. Manastırların kapatılmasında, kraliyet otoritesinin genişlemesinde ve Reform’un kurumsallaşmasında büyük rol oynadı.
Fakat Cromwell’in yükselişi kadar düşüşü de hızlı oldu. Kralın Anne of Cleves ile yaptığı evlilikte siyasi sorumluluğu üstlenmişti. Saray içi düşmanları fırsatı kullandı. Cromwell, kısa sürede hain ilan edildi.
İdamının kötü yapıldığı, celladın beceriksiz darbeler indirdiği anlatılır. Bu ayrıntı, Tudor saray siyasetinin acımasızlığını daha da çarpıcı kılar. Dün iktidarın mimarı olan kişi, ertesi gün aynı iktidarın kurbanı olabilirdi.
Somerset ve Northumberland Tudor veraset savaşlarının kurbanı oldu
1552’de Edward Seymour, Somerset Dükü ve VI. Edward’ın eski koruyucusu, Tower Hill’de başını kaybetti. Kral henüz çocukken ülkeyi yönetmiş, Protestan reformları desteklemişti. Saray içi rekabet onu devirdi.
Bir yıl sonra, 22 Ağustos 1553’te John Dudley, Northumberland Dükü, aynı yerde idam edildi. Dudley, Lady Jane Grey’i tahta çıkarma girişiminin baş aktörüydü. Plan başarısız oldu, Mary Tudor tahta geçti. Dudley’in idamı, veraset meselesinin İngiltere’de ne kadar ölümcül olduğunu gösterdi.
Bu dönemde Tower Hill’de ölenler, yalnızca kişisel ihtirasların kurbanı değildi. Ülkenin Katolik mi Protestan mı olacağı, krallığın hangi hanedan çizgisinden devam edeceği ve soyluların merkezî iktidar karşısındaki yeri bu infazlarda somutlaştı.
İsim | İdam tarihi | Tarihî bağlam |
Simon Sudbury | 14 Haziran 1381 | Köylü Ayaklanması ve vergi öfkesi |
John Fisher | 22 Haziran 1535 | VIII. Henry’nin kilise üzerindeki otoritesi |
Thomas More | 6 Temmuz 1535 | Vicdan, sadakat yemini ve Reform |
Thomas Cromwell | 28 Temmuz 1540 | Tudor saray siyaseti ve güç mücadelesi |
Edward Seymour | 22 Ocak 1552 | VI. Edward döneminde naiplik kavgası |
John Dudley | 22 Ağustos 1553 | Lady Jane Grey krizi ve veraset |
Thomas Howard | 2 Haziran 1572 | Elizabeth dönemi Katolik komploları |
William Laud | 10 Ocak 1645 | İç savaş ve kilise politikası |
James Scott | 15 Temmuz 1685 | Monmouth İsyanı |
Simon Fraser | 9 Nisan 1747 | Jacobite hareketinin son yankıları |
Elizabeth ve Stuart dönemlerinde korku yeni biçimler aldı
Elizabeth I döneminde Tower Hill, Katolik komploları ve dış tehdit algısıyla yeniden öne çıktı. İspanya, Papalık ve İskoçya bağlantılı her girişim, İngiliz devletinin gözünde varoluş tehdidine dönüşebiliyordu.
Thomas Howard, 4. Norfolk Dükü, 2 Haziran 1572’de Tower Hill’de idam edildi. Mary, Queen of Scots ile evlenme planları ve Ridolfi Komplosu’yla ilişkilendirilmesi onu hedef hâline getirdi. Norfolk’un ölümü, Elizabeth yönetiminin yüksek soylulara bile hoşgörü göstermeyeceğini kanıtladı.
17. yüzyıla gelindiğinde sorun sadece din değildi. Kral ile Parlamento arasındaki iktidar mücadelesi büyüdü. Vergi, ordu, kilise düzeni ve kraliyet yetkileri tartışması sonunda iç savaşa dönüştü.
Strafford ve Laud krallık fikrinin çöküşünü haber verdi
Thomas Wentworth, Strafford Kontu, I. Charles’ın en sert ve en yetenekli bakanlarından biriydi. Parlamento onu kraliyet despotizminin sembolü olarak gördü. 12 Mayıs 1641’de Tower Hill’de idam edildi. Charles, sadık hizmetkârını kurtaramadı. Bu, kralın gücünün artık tartışmasız olmadığını gösterdi.
William Laud, Canterbury Başpiskoposu, 10 Ocak 1645’te aynı yerde idam edildi. Laud’un kilise reformları birçok Protestan için Katolikliğe geri dönüş işareti gibi görünüyordu. Onun ölümü, İngiltere İç Savaşı’nın yalnızca siyasi değil, derin biçimde dinî bir savaş olduğunu hatırlatır.
Bu idamlar, 1649’da I. Charles’ın Whitehall’da idam edilmesine giden yolun taşlarını döşedi. Kralın kendisinin yargılanıp öldürülmesi Tower Hill’de gerçekleşmedi, fakat Tower Hill’de yaşananlar o zihinsel eşiği hazırladı.

Restorasyon sonrasında ihanet suçlaması yeni düşmanlar yarattı
1660’ta monarşi geri döndüğünde İngiltere huzura kavuşmadı. İç savaşın hatırası, cumhuriyetçi fikirler, Katolik korkusu ve hanedan kaygıları toplumu germeye devam etti.
Sir Henry Vane the Younger, 1662’de Tower Hill’de idam edildi. Vane, iç savaş ve Cumhuriyet döneminde önemli bir figürdü. Restorasyon yönetimi için geçmiş rejimin canlı bir sembolüydü.
1680’de William Howard, Viscount Stafford, Popish Plot paniği içinde idam edildi. Titus Oates’in ortaya attığı komplo iddiaları ülkeyi zehirlemişti. Stafford’un ölümü, kitlesel korkunun hukuk üzerinde nasıl baskı kurabildiğini gösterir. Daha sonra bu komplo iddialarının büyük kısmı güvenilirliğini kaybetti, fakat o sırada sonuçlar ölümcüldü.
Algernon Sidney, 7 Aralık 1683’te idam edildi. Cumhuriyetçi fikirleri ve Rye House Plot ile ilişkilendirilmesi onu hedef yaptı. Yazıları, sonraki kuşaklarda özgürlük ve temsil tartışmalarında okunmaya devam etti. Ölümü, fikirlerin de ihanet sayılabildiği bir dönemin göstergesiydi.
Monmouth’un idamı halkın hafızasına kazındı
1685’te James Scott, Monmouth Dükü, II. James’e karşı ayaklandı. Monmouth, II. Charles’ın gayrimeşru oğluydu ve bazı Protestanlar onu Katolik kral II. James’e alternatif olarak gördü. İsyan Sedgemoor Muharebesi’nde ezildi.
15 Temmuz 1685’te Tower Hill’de idam edildi. Cellat Jack Ketch’in darbeleriyle ilgili anlatılar dönemin en ürpertici hikâyeleri arasına girdi. Monmouth’un ölümü, yalnızca başarısız bir isyanın sonu değildi. II. James yönetiminin sertliğini de gösterdi. Bu sertlik, birkaç yıl sonra 1688 Glorious Revolution’a giden siyasi iklimi besledi.
Jacobite idamları Tower Hill’in son perdesini yazdı
18. yüzyılda Tower Hill’in odağı Jacobite hareketine kaydı. Jacobiteler, 1688’de tahttan indirilen Stuart hanedanını geri getirmek istiyordu. Bu hareket özellikle İskoçya’da, bazı soylu çevrelerde ve Katolik ya da Stuart yanlısı gruplarda destek buldu.
1715 Jacobite İsyanı bastırıldığında, bazı liderler Tower Hill’e getirildi. James Radclyffe, Derwentwater Kontu, ve William Gordon, Kenmure Vikontu, 24 Şubat 1716’da idam edildi. Derwentwater’ın gençliği ve ailesinin durumu, halk arasında merhamet duygusu uyandırdı. Yine de devlet affetmedi. Hanedan güvenliği, kişisel sempatiye ağır bastı.
1745 isyanı, “Bonnie Prince Charlie” olarak bilinen Charles Edward Stuart’ın girişimiyle başladı. İlk başarılar Londra’da ciddi korku yarattı. İsyan Culloden Muharebesi’nde 1746’da kesin yenilgiye uğradı. Ardından gelen cezalar, Britanya devletinin Highlands üzerindeki kontrolünü güçlendirdi.
William Boyd, Kilmarnock Kontu, ve Arthur Elphinstone, Lord Balmerino, 18 Ağustos 1746’da Tower Hill’de idam edildi. Aynı yıl Charles Radclyffe de idam edildi. Radclyffe, 1715 isyanıyla bağlantısı olan bir figürdü ve yıllar sonra yakalanmıştı.
Son perde ise Simon Fraser, Lord Lovat, ile geldi. 9 Nisan 1747’de Tower Hill’de idam edildi. Genellikle Tower Hill’de başı kesilen son kişi olarak anılır. Yaşlı, kurnaz ve siyasi manevralarıyla ünlüydü. İdam günü kalabalık o kadar büyüktü ki seyir için kurulan tribünlerden birinin çökmesi sonucu insanlar öldü. Lovat’ın bu olaya alaycı bir tepki verdiği anlatılır. Bu anekdot, onun halk hafızasındaki soğukkanlı ve sivri dilli imajını pekiştirdi.
Lovat’ın ölümüyle Tower Hill’in kanlı politik ritüeli de sona yaklaştı. Devlet cezalandırmaya devam etti, fakat halka açık soylu baş kesme törenleri artık eski anlamını kaybediyordu. 18. yüzyılın ortalarından sonra ceza, kamu gösterisi olmaktan yavaş yavaş daha farklı bir hukuk meselesine dönüşmeye başladı.

Tower Hill idamları Britanya tarihini nasıl etkiledi?
Tower Hill’deki infazlar tek tek bakıldığında trajik sonlardır. Birlikte okunduğunda ise Britanya devletinin değişimini gösterir.
Bu idamların etkisi birkaç başlıkta görülebilir.
Kraliyet otoritesi sınandı.
VIII. Henry döneminde kralın kilise üzerindeki gücü ölümle pekiştirildi. 17. yüzyılda ise aynı sertlik kralı korumaya yetmedi. Parlamento güç kazandı, kraliyet mutlaklığı geriledi.
Din politikası kanlı sonuçlar doğurdu.
Katolikler, Protestanlar, Anglikan reformcular ve Presbiteryenler farklı dönemlerde hedef oldu. Tower Hill, inanç ile sadakat arasındaki çizginin ne kadar tehlikeli olabileceğini gösterdi.
Halk, devlet töreninin parçası oldu.
İdamlar yalnızca ceza değildi. Kalabalıkların izlediği, konuştuğu, anlattığı ve bazen broşürlerden okuduğu siyasi gösterilerdi. Bu yönüyle kamuoyu kültürünün erken izlerini taşır.
İhanet kavramı değişti.
Bir dönem papanın otoritesini savunmak, başka bir dönem cumhuriyetçi fikirler taşımak, başka bir dönemde Stuart hanedanını desteklemek ölümcül olabiliyordu. Devletin “ihanet” dediği şey, dönemin iktidar dengesine göre şekillendi.
Britanya kimliği çatışmayla kuruldu.
İngiltere, İskoçya ve daha sonra Britanya devleti, Jacobite isyanlarıyla kendi sınırlarını ve sadakat anlayışını yeniden tanımladı. Tower Hill’deki son idamlar, modern Britanya’nın merkezî devlet yapısına geçişinde sert bir işaret taşıdı.
Tower Hill bugün sakin bir tarih alanı gibi görünebilir. Fakat taşların altında gürültülü kalabalıkların, son konuşmaların, korkunun, meydan okumanın ve iktidarın ayak sesleri vardır. 1381’den 1747’ye kadar burada yaşananlar, Britanya tarihinin yalnızca karanlık sayfaları değildir. Aynı zamanda hukuk, vicdan, din, hanedan ve halk gücü arasındaki uzun mücadelenin açık hava arşividir.





Yorumlar